Dünya

Daha Fazla Para Kazanmak İçin Salgını Önlemiyorlar!

Dünyada büyük bir dram yaşanıyor… İnsana değil de paraya önem veren ve salgının önlenmesi yerine ‘kârı’ tercih eden kapitalist sistem nedeniyle her gün binlerce insan ölüyor…...

Daha Fazla Para Kazanmak İçin Salgını Önlemiyorlar! (24 Nisan 2021)

KAMİL ERYAZAR

Dünyada büyük bir dram yaşanıyor… İnsana değil de paraya önem veren ve salgının önlenmesi yerine ‘kârı’ tercih eden kapitalist sistem nedeniyle her gün binlerce insan ölüyor…

Koronavirüsün ilk olarak Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkmasının ardından 16 ay geçmiş olmasına ve aşısı da bulunmasına karşın, dünyada hâlâ daha binlerce insan ölüyor, milyonlarca yeni vaka tespit ediliyor… Covid-19 kaynaklı dünyadaki can kaybı 3 milyonu, Avrupa’da ise 1 milyonu aşarken, vaka sayısı da 145 milyonu geçti.

Hindistan’da sadece bir günde 332 bin yeni vaka açıklanırken, 24 saat içerisinde 2 binden fazla kişi de hayatını kaybediyor.

Salgından en çok Amerika daha sonra da Avrupa kıtası etkilendi. 24 Nisan 2021’e  kadar, dünya genelinde 145 milyondan fazla insan koronavirüs (Covid-19) hastalığına yakalandı ve 3 milyon kişi de hayatını kaybetti. Uzmanlar bir iki ay öncesine kadar “Pandemi Nisan-Mayıs’ta kesin biter, dünya normalleşir” derken, birdenbire ortaya çıkan yeni virüs varyantları salgını tekrar alevlendirdi ve dünya yeniden eve kapanmaya başladı. Virüsün yeni mutantları toplumda daha hızlı yayılıyor ve daha öldürücü etki gösteriyor.

Covid-19 salgını üçüncü dalgada dünyada ve Türkiye’de son durum (Grafik: Zeki Berk – Twitter)

DİJİTAL TEKNOLOJİ GELİŞTİRMEKLE MEŞGUL DÜNYA, HİÇ BEKLEMEDİĞİ BİR YERDEN GOL YEDİ! YÜZYIL SONRA KABUS GERİ DÖNDÜ

1918 ile 1920 arasında yaşanan ve ‘İspanyol Gribi’ olarak adlandırılan salgın, iki yıl içinde o sırada 2 milyardan az olan dünya nüfusunun üçte birini hasta etmiş ve tahmini 20 ila 50 milyon kişinin ölümüne yol açmıştı. En düşük tahminler bile doğru olsa, İspanyol gribi aynı dönemde devam eden Birinci Dünya Savaşı’ndan daha çok can almış oldu.

Aradan yüzyıl geçtikten sonra, yapay zeka uygulamalarına kadar yüksek teknolojinin 5G hızında geliştiği bir iletişim çağında, dünya bir kez daha ölümcül bir virüsün yol açtığı kitlesel hastalığa yine yenik düştü.

Covid-19 pandemisiyle başa çıkabilmenin tek bir çözümü vardı, o da aşısını bulmaktı. Daha önceki salgın hastalıklara göre çok hızlı sayılabilecek bir süreçte herkesin umudu olan aşı hatta aşılar geliştirildi.

Faz3 çalışmaları sonuçlanan aşılar Aralık ayının ikinci haftasından itibaren de Avrupa ülkeleri ve Amerika’da uygulanmaya başlandı. İsrail, nüfusunun tamamını aşılayan ilk ülke oldu. Diğer bazı gelişmiş ülkelerde de neredeyse nüfusun yarısı aşılandı. İngiltere’de yaşam normale dönmeye başladı.

Avrupa ülkeleri, Temmuz ayına kadar nüfuslarının yüzde 50 ila yüzde 75’ini aşılamayı hedefliyor. ABD ise önümüzdeki Mayıs ayının sonuna kadar yetişkin nüfusunun tümünün aşılama işlemini tamamlayabileceğini duyurdu.

AŞI PASAPORTU

Bazı ülkelerde havayolları, seyahat ve turizm şirketleri “aşı pasaportu” uygulamasına geçme hazırlığı yapıyorlar.  Ancak şimdiye kadar geçen dört aylık süreçte, sadece dünya nüfusunun yüzde 9.8’ine denk gelen 751 milyon kişi aşılanabildi. 15 Nisan itibari ile dünya nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan 100’den fazla ülkeye ise hiç aşı girmedi. Bir tek doz bile aşı yapılamadı.

Aşılama oranlarını ve bulunduğu coğrafyayı izleyen Bloomberg veri tabanına göre, bugüne kadar dağıtılan aşıların yüzde 40’ı başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere 27 ülkeye gitti. Bu 27 ülke, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 11’ini oluşturuyor. Diğer bir ifadeyle yüksek gelire sahip ülkeler, düşük gelirli ülkelere göre vatandaşlarına aşıyı 25 kat daha hızlı tedarik ediyor.

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturan ABD, dünyadaki aşıların yüzde 24’ünü elinde bulundururken, dünya nüfusunun 2,7’sini temsil eden Pakistan’da ise bu oran sadece yüzde 0,1. ABD ve Avrupa’da yaklaşık 250 milyon kişi aşılanmışken, nüfusu 1,2 milyar olan Afrika’da sadece 70 bin kişi aşılanmış durumda.

‘RİSKLİ AŞILAR’ YOKSUL ÜLKELERE GÖNDERİLECEK!

Danimarka, kullanmama kararı aldığı AstraZeneca aşılarının elinde kalan miktarını da yoksul ülkelere gönderme kararı aldı. Acaba ‘pıhtılaşmadan öleceklerse, yoksullar ölsün’ diye mi düşündüler ki?

Dünyada son aylarda en çok konuşulan konular, ‘Vaccine diplomacy’ , ‘Vaccine trade’, ‘Vaccine passport’ , ‘Vaccine nationalitny’ oluyor…

“2 DOZ DA YETMEYECEK!”

Covid-19’a karşı yüzde 70 ile 95 arasında etkili olduğu belirtilen aşı(lar) bulunmuş olmasına karşın dünyada hâlâ daha binlerce insan ölüyor, milyonlarca yeni vaka tespit ediliyor. Geçen Aralık ayından bu yana dünyada on binlerce insan, artık önlenebilir bir hastalık olan koronadan ölmeye devam ediyor.

Covid-19 aşısını geliştiren bir şirketin başında olmasına karşın henüz kendisi aşı olmayan Pfizer CEO’su Albert Bourla, salgınla mücadelede bağışıklığı artırmak için aşıları tamamlanmış kişilere 6-12 ay içerisinde üçüncü doz aşı yapılması gerekebileceğini söyledi. Bourla, koronavirüs aşılarının her yıl tekrarlanması gerektiğini de öne sürdü.

Aşıları geliştiren ve dağıtım tekelini elinde bulunduran şirketlerin hepsi, ülkeler, vakıflar ve Avrupa Birliği (AB) tarafından milyonlarca dolar fonlanmalarına ve devletlerin alım garantisi vermelerine karşın aşının formülünü gizli, patentini de ellerinde bulunduruyorlar.

“GÜNEŞİ PATENTLEYEBİLİR MİSİNİZ?”

Çocuk felci hastalığını ortadan kaldıran aşıyı bulan, ‘patenti’ sorulduğunda da, “Bu aşının patenti insanlığa aittir. Güneşi patentleyebilir misiniz?” diyen Dr. Salk gibi, Covid-19 aşısını geliştiren ilaç şirketleri de, buluşlarını insanlığa adayarak niye formüllerini paylaşmıyorlar?

ABD’li yoksul bir göçmen ailenin çocuğu olarak doğan ve tekstil işçisi bir babanın oğlu olan Dr. Jonas Salk ve Dr. Sabin’in geliştirdiği çocuk felci (polio) aşısı, bu hastalığı dünyadan neredeyse sildi. Bunun en önemli katkısı da, kocaman yürekli bu iki bilim insanının aşılarını patentlemeyi reddetmeleriydi. 7 milyar doları hiç düşünmeden ellerinin tersiyle itmişler ve aşının farklı yerlerde hızla üretilmesini sağlayarak, milyonlarca çocuğu ölümden ve yaşam boyu sakat kalmaktan kurtarmışlardı.

SALGIN KÜRESEL, ÖNLEMLER BÖLGESEL

Salgın bölgesel değil küresel, tüm dünyayı etkiliyor… Peki insanlığı tehdit eden bu pandemiye karşı niye tüm dünya bir araya gelmiyor, gelemiyor? ABD, Almanya, Rusya, Çin gibi ülkelerde ayrı ayrı aşı geliştiren ilaç şirketleri güçlerini, teknolojilerini, verilerini birleştirerek dünyayı kasıp kavuran bu salgını bitirmek için niye bir araya gelmiyorlar? Diğer hastalıklar için üretip sattıkları ilaçlardan kazandıkları trilyon dolarlar yetmiyor mu?

Dünya genelinde açlıktan ölmek üzere olan 34 milyon insana bile duyarsız kalanların, Covid-19 aşısını anonimleştirmelerini beklemek belki de biraz saflık mı oluyor?

PARA, PARA, PARA

Covid-19 pandemisinin bir yılda dünyada yarattığı 40 yeni dolar milyarderinin 10’u aşıyı bulan ilaç şirketlerinin ve test kiti başta olmak üzere tıbbi cihaz ve malzeme üreten şirketlerin sahipleri. Bunlardan biri de 4 milyar dolara ulaşan servetiyle BioNTech’in sahibi Uğur Şahin.

İLAÇ ŞİRKETLERİ, ‘AŞIDA PATENTLERİ ASKIYA ALIN!’ ÇAĞRILARINA KULAK TIKIYOR!

Küresel çapta daha etkin mücadele için “Covid-19 aşı patentlerinin geçici olarak askıya alınması” çağrılarına, 100 Nobel ödüllü isim ve 70 eski ülke lideri de katıldı.

Dünya sağlık Örgütü’nün (WHO) “şok edici bir adaletsizlik” olarak nitelendirdiği küresel aşılamada daha hızlı yol alınabilmesi için zengin ülkelere ve ilaç devlerine, “patentleri askıya alın” çağrıları hızla büyürken, gelişmiş ülkeler ve ilaç tekellerinin bu çağrıları ısrarla duymazdan gelmeleri ve kayıtsız kalmaları da ne yazık ki devam ediyor.

250’yi aşkın STK’nın bir süre önce yaptığı bu yöndeki çağrıya, birçok bilim insanı ve eski dünya liderleri de destek veriyor. Aralarında eski İngiltere Başbakanı Gordon Brown, eski Fransa Devlet Başkanı François Hollande, eski SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov, Nobel Barış Ödülü Sahibi Muhammed Yunus’un da olduğu dünyaca tanınmış 175 isim, ABD Başkanı Joe Biden’a bir mektup göndererek, aşı patentlerinin kaldırılması için ‘acilen adım atılmasını’ istedi.

Hindistan ve Güney Afrika’nın, Dünya Ticaret Örgütü’nde (WTO) bu yönde yaptığı çağrıya, 60 ülkenin de destek vermesine karşın, konuya zengin ülkeler sıcak bakmıyorlar.

‘FECİ BİR AHLAKİ BAŞARISIZLIK’

Aşı dağıtımındaki uçurum nedeniyle dünyanın “feci bir ahlaki başarısızlığın eşiğinde” olduğuna dair uyarıda bulunan DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Covid-19 salgınının duyurulmasının birinci yıl dönümünde, DSÖ’nün Pfizer-BioNTech, AstraZeneca ve Moderna gibi dünyanın dört bir yanındaki büyük ilaç şirketlerinin aşıların üretim hızını artırmak ve adil bir dağıtım sağlamak için makul bir meblağ karşılığında yoksul ülkelere ve dünya çapındaki ulusal ilaç şirketlerine aşı üretim hakkı vermesini istedi.

En azından, bu şirketlerin, salgının üstesinden gelmek ve virüsün mevcut aşılara yanıt vermeyen yeni ve tehlikeli mutasyonlarını önlemek için dünya nüfusunun en büyük kısmını mümkün olan en kısa sürede aşılamak üzere yeterli oranda aşı üretimi sağlamak amacıyla aşıların mülkiyet haklarından geçici süreliğine vazgeçmeleri gibi bazı fikirler öne sürdüğünü kaydetti.

Ancak dünyanın dört bir yanındaki büyük ilaç şirketleri, fikri mülkiyet haklarından geçici olarak vazgeçme fikrini kabul etmiyorlar.

PARASI NEYSE VERELİM!

İnsanlık bir yana, kapitalizmin para kazanma hırsı bir yanaysa eğer, bu şirketler aşının formülünü para karşılığında paylaşsınlar. Altyapısı ve olanağı olan ülkelerde de aşı üretilmeye başlansın. Tüm insanlar hızla aşılansın. Dünya bu sağlık yıkımından biran önce kurtulsun, koronavirüs de tarihe gömülsün.

Ülkeler başta silahlanma olmak üzere her şeye para buluyorlar da, buna mı bulamayacaklar? G-20 ülkeleri, tüm dünyayı sömüren teknoloji devleri, tröstler, uluslararası büyük markalar, Covid-19 salgınından bu yana sadece bir yılda toplam servetlerini 1,3 trilyon dolardan fazla arttıran ABD’li milyarderler, insanlığı büyük bir toplumsal sağlık sorunundan kurtarmak için küçük küçük paylar ayıramazlar mı? WHO (Dünya Sağlık Örgütü), UNICEF gibi uluslararası sağlık ve yardım kuruluşlarının öncülüğünde, ilaç şirketlerinin talep edecekleri paralar toplanıp ödenemez mi?

DÜNYADAKİ TÜM İNSANLARIN YAŞAM HAKKI VAR!

Dünyanın her yerinde yaşayan tüm insanların ücretsiz aşı olmaya hakkı var hem de bir an önce, hiç vakit yitirmeksizin… Tüm dünyayı hızla aşılamaktan başka bir çözüm yok.

Virüs yayılmaya devam ettikçe mutasyonları da artıyor. Daha önceki kürsel salgınların virüsleri zamanla mutasyon geçirerek etkisizleşirken, bu kez tam tersine mutantlar daha bulaşıcı ve öldürücü olarak yayılıyorlar. İnsan vücudunun temel koruyucu mekanizması olan nötralizan antikorların etkisiz olduğu yeni varyantların çıkmasından korkuluyor. Pandemiden bir yıl sonra yeniden ülkeleri kapanmaya zorlayan yeni virüs varyant salgınları dünyayı nereye sürükleyebileceği bilinmiyor. Virüsteki her yeni mutasyonda ortaya çıkan her yeni varyant için artık ayrı bir yeni aşıya ihtiyaç mı olacak konusu da henüz net değil.

Yeni tabloda, yeni salgınlarla mücadele etmeye dünyanın en güçlü ekonomileri ve sağlık sistemleri dayanabileceğinden de kimse emin değil.

Bugünlerde pandemiyle ilişkili sağlık otoriteleri, bilim dünyası kapalı kapılar arkasında yanıtı henüz bilinmeyen bu konuları tartışıyor.

FACEBOOK’TAN ÖRNEK UYGULAMA

Sosyal medya devi Facebook, Kaliforniya Menlo Park’taki genel merkezinin zemin katını Covid-19 Aşılama Merkezi’ne dönüştürdü. Şirket, aşıları yaygınlaştırmak için Ravenswood Aile Sağlığı Merkezi ile birlikte çalışıyor ve ilk haftalarda 10.000 kişiye aşı olmalarına yardımcı olmayı hedefliyor.

Facebook’un Operasyon Direktörü (COO) Sheryl Sandberg konu ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi: “Ülke genelinde daha fazla COVID-19 aşısı yapıldıkça, nihayet ilerleme kaydediyoruz ve umut ışığı görüyoruz. Facebook’ta, özellikle yetersiz hizmet alan topluluklarda yaşayanların aşı olmalarına yardımcı olmak için üzerimize düşeni yapmaya odaklandık. Burada, yani Menlo Park’ta, genel merkezimizin bir bölümünü aşılama alanına dönüştürmek için Ravenswood Aile Sağlığı Ağı ile ortaklık yapıyoruz.”

Facebook, insanları aşı yaptırmaya yönlendirmek konusunda oldukça etkin bir rol oynuyor. Şirketin genel merkezini aşılama için tahsis etmesi de bu çabanın yeni halkası oldu.

COVAX: İYİ NİYETLİ BİR DÜŞÜNCE AMA İŞE YARAMADI!

Geçen yıl, yaklaşmakta olan bir aşı milliyetçiliği ve eşitsizliği dalgasını öngören dünyanın önde gelen insani yardım grupları, Dünya Sağlık Örgütü, The Coalition for Epidemic Preparedness Innovations, and Gavi, The Vaccine Alliance ortaklığı olan COVAX‘ı kurdular.

Projenin ana amacı, nüfusu 3.6 milyar civarında olan 92 düşük ve orta gelirli ülkedeki insanların yüzde 20’sine en az bir doz aşı sağlamaktı. Ancak ortaklık kurulduktan dokuz ay sonra, bu ‘rüya’ şu ana kadar gerçekleşemedi.

Dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisisnin ilan edilmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmiş olmasına karşın, halen aşıların adil bir şekilde dağıtımını sağlayarak, aşı eşitsizliğini giderecek başarılı bir uluslararası organizasyon oluşturul(a)madı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, yoksul ülkelere aşı ulaştırmak için kurulan Covid-19 Aşıları Küresel Erişim Programı COVAX de bu konuda bir çözüm geliştiremedi.

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Joe Biden, aşıları zengin ülkeler ve gelişmekte olan dünya arasında adil bir şekilde dağıtmayı amaçlayan COVAX adlı insani yardım programı için 4 milyar dolar bağışladıklarını duyurdu.

COVAX nihayet geçen hafta icraata başladı ve Gana 600.000 doz AstraZeneca-Oxford Üniversitesi aşısını alan ilk ülke oldu.

Avrupa ve Çin’in de belirli miktarlarda bağışta bulunduğu COVAX’in sağladığı sınırlı bir fonun “aşı diplomasisinin” salgına karşı koymak için yeterli ve yararlı bir strateji olmadığı da ortaya çıktı. Birçok uzman, bu yıl düşük ve orta gelirli ülkelere 1,8 milyar doz aşı götürme hedefine ulaşılamayacağını söylüyor.

PARASIYLA BİLE AŞI YOK!

Diğer bir yandan ise COVAX‘ın çabalarının, para eksikliği nedeniyle değil, arz eksikliği nedeniyle de kısıtlandığı bildirildi. Çünkü şimdiye kadar üretilen sınırlı dozların çoğu ABD’ye ve diğer zengin ülkelere gitti. COVAX’in tüm dünyayı aşılamak için gerekli parayı toplasa bile, çok az aşı üretildiğinden, mevcut kapasite ile talebin karşılanmasının olanaksız olduğu belirtiliyor.

Economist Intelligence Unit araştırma grubunun yakın tarihli bir raporuna göre, Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgeleri, en erken 2023 yılına kadar yaygın aşılamayı başaramayacak.

WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, geçen hafta isim vermeden yaptığı açıklamada, zengin ülkelerin COVAX‘ın kendi arzına erişimini gerçekten engellediğini belirterek,”Satın alınacak aşı yoksa, paranın da önemi yok” dedi ve ekledi: “Uzun vadeli bir çözüm fikri mülkiyet haklarından feragat etmek olabilir, böylece aşılar dünya çapında üretilebilir. Şimdiye kadar, zengin ülkeler ve çoğu büyük ilaç şirketi buna karşı çıktı. Daha kısa vadeli bir çözüm, zengin ulusların halihazırda stokladıkları çekimleri bağışlaması olabilir.” 

‘HELE BİR ZENGİN ÜLKELERİN YURTTAŞLARININ TÜMÜ AŞILANSIN DA, YOKSUL ÜLKELERİN İNSANLARINI DAHA SONRA DÜŞÜNÜRÜZ’

Ancak Beyaz Saray, bunu tüm Amerikalılar aşılandıktan sonra yapmayı planladığını söylüyor. Bu ise, COVAX ve diğer uzmanların, zengin ülkeler öncelikli grupları aşıladığı anda paylaşımın başlamasını isteyen açık taleplerine aykırı.

Warwick Üniversitesi’nden Sekalala da, nihayetinde zengin ulusların, hayır kurumlarına aşılama için bağış yaptıklarını ima etmeyi bırakmaları ve bunun COVAX üyeleri olarak yükümlülüklerinin temel bir parçası olduğunu kabul etmeleri gerektiğini söylüyor.

Geçen Şubat ayında Amerikan topraklarında ilk Covid-19 ölümünden önce, Trump‘ın Warp Speed ​​Operasyonu programı, ilaç şirketleriyle çarpıcı anlaşmalar yapıyordu. Araştırma ve yerli üretimi 12 milyar dolar fonlayarak, bir aşı adayının işe yarayacağı umuduyla büyük riskler aldı. Bu yatırımı da, ‘ilk önce ABD hizmet alacak’ koşuluyla yaptığını hiç çekinmeden açık açık söyledi.

Daha sonraki aylarda ise Beyaz Saray, bu aşıları neredeyse her yerden daha hızlı onaylamak için Gıda ve İlaç İdaresi ile de el ele çalıştı.

Dünya Sağlık Örgütü’nden Aylward da, zengin ülkelerin yaptığı anlaşmaları gördüğünü ve “Vay canına, dört kat fazla ödüyorsunuz – bu ülkeler çaresizdi” diye düşündüğünü hatırlıyor.

SIRBİSTAN’A AŞI TURU!

Bu arada bazı ‘uyanık’ fırsat düşkünleri de, Türkiye’deki aşı sorununu, bir gelir modeline dönüştürmeye çalışıyorlar. Boy boy reklamlar vererek, 2 doz Pfizer-BioNTech aşısı olmak için Sırbistan’a tur düzenlemeye başladılar.

Sosyal medyada dolaşan “Sırbistan’a vizesiz Pfizer-BioNTech aşı turu” reklamlarına bakarsanız, ilk doz 23 Nisan’da, ikinci doz 14 Mayıs’ta olmak üzere 799 Euro’dan başlayan fiyatlar ve iki gecelik konaklamalarla iki ayrı seferi kapsayan turlar düzenleniyor.

WALL STREET JOURNAL DUYURDU: 2 ÜLKEDE SAHTE BİONTECH AŞILARI BULUNDU

ABD merkezli ilaç firması Pfizer ile Alman şirketi BioNTech’in geliştirdiği yeni tip koronavirüs aşısının, Meksika ve Polonya’da sahtelerinin tespit edildiği belirtildi.

Wall Street Journal’da yer alan haberde, Meksika’da ele geçirilen aşı şişelerinde sahte etiketlere rastlanırken, Polonya’daki sahte Covid-19 aşılarının içeriğinde de kırışıklık giderici maddelerin olduğu kaydedildi.

Haberde, Meksika’da bir klinikte dozu 1000 dolardan yaklaşık 80 kişiye sahte aşı yapıldığı, içinde sadece arıtılmış su bulunan aşı şişelerinin piknik soğutucusunda saklanırken ele geçirildiği bildirildi.

Pfizer Güvenlik Başkanı Lev Kubiak, bütün dünyanın Covid-19 aşısına ihtiyacı olduğu ve çok sınırlı tedarikin bulunduğu bir ortamda, suçlular için mükemmel bir fırsat doğduğu değerlendirmesinde bulundu.

Kubiak, piyasayada sahte aşı sürümünün daha da kötüye gidebileceği uyarısında bulunarak “ŞU ANDA TÜKETİCİLER AŞI TEMİNİ İÇİN ÇARESİZLER ve bu nedenle de kolayca kandırılıyorlar” dedi.

ABD de dahil Meksika ve diğer bazı ülkelerde, sahte aşı pazarlaması yapan onlarca internet sitesinin de kapatıldığı kaydedildi.

Haberde, Interpol kayıtlarına göre, geçen ay Çin ve Güney Afrika’da binlerce doz sahte Covid-19 aşısının ele geçirildiği ve onlarca kişinin gözaltına alındığı bilgisi de paylaşıldı.

Yetkililer, sahte ilaç üretiminin son 10 yılda çok kazançlı bir sektör haline geldiğine işaret ederek PricewaterhouseCoopers kayıtlarına göre, sahte reçeteli ilaç pazarının yıllık değeri 200 milyar dolardan fazla.

BU KEZ EFSANE DEĞİL GERÇEK: SALGININ BİTMESİ İSTENMİYOR!

Virüsün ‘laboratuvarda üretildiği’ iddialarını ‘şehir efsanesi’ varsaymıştık ancak salgını önlemek, bitirmek için alınabilecek önlemlerin alınmayışı ise efsane değil gerçek.

Neden aşının formülü paylaşılıp, tüm dünyadaki insanlar hızlıca aşılanıp bu salgın sona erdirilmiyor? Sadece aşıyı geliştiren ilaç şirketleri para kazansın diye mi? Yoksa kapitalizmin, emperyal güçlerin bilmediğimiz çok daha başka planları ve çıkarları mı var? Eğer böyleyse, belli kişiler tarafından bu virüs dünyayı etkileyip yönlendirecek bazı amaçlar için gerçekten de laboratuvarda mı üretilip tüm dünyaya yayıldı?..

Diğer bir yandan da, bazı devletlerin, muhalif güçlere karşı özgürlükleri kısıtlamaları, insan haklarına aykırı karar ve uygulamaları için pandemiyi bahane etmeleri işlerine mi geliyor?

HER ŞEY KONTROL ALTINDA! Büyük devlet, özgürlük ve virüs

ACIMASIZ KAPİTALİZME KARŞI KÜBA’DAN SOBERANA AŞISI

Kübalı bilim insanları tarafından, Havana’daki Finlay Aşı Enstitüsü’nde klinik denemelerine başlanan, Faz1 ve Faz2 aşamaları tamamlandıktan sonra da 3 Mart’ta da 44 bin gönüllü katılımcı ile Faz 3 denemeleri gerçekleştirilen Soberana 1Soberana 2 ve Abdala adları verilen Covid-19 aşılarının ücretsiz olarak tüm dünyada insanlığın kullanımına sunulacağı açıklandı.

Covid-19’un çıkışından itibaren çeşitli ülkelere gönüllü doktor, hemşire ve sağlık çalışanları göndererek, mücadeleye destek veren Küba hükümeti tarafından yapılan açıklamada, “Bugün dünyada bir gerçek çırılçıplak ortaya çıkmış durumda: İnsanlık, bu baş belası salgını bitirecek aşıyı buldu ancak kapitalizmin kâr hırsı nedeniyle emekçiler, özellikle de yoksul ülke halkları aşıya erişemiyor. Sosyalist Küba’nın, etkinliği kanıtlandığı ve kitlesel üretimi başladığı noktada aşılarını en uygun koşullarda diğer ülkelere sağlayacağı muhakkaktır” denildi.

Sadece 11 milyon kişinin yaşadığı küçük ülke, üzerindeki siyasi ve ekonomik ambargolara karşın köklü bir tıbbi araştırma geçmişine ve güçlü bir sağlık sistemine sahip.

Küba’da, 2005’te Henry Reeve Tugayı adı verilen ‘beyaz önlüklü’ enternasyonalist bir sağlık ‘ordusu’ kuruldu. Bu ekip sayesinde Küba, salgınlarla dünya genelinde verdiği mücadeleyle anılır hale geldi. Ülke, salgın hastalıklarla mücadele etmek için dünyanın dört bir yanına bu sağlık uzmanlarından oluşan kadrolar gönderiyor.

Küba’nın biyoteknoloji endüstrisi ise ABD ablukasına tepki olarak ortaya çıktı. Devlet destekli BioCubaFarma’nın himayesi altında 30’dan fazla araştırma kurumu ve üretici bulunuyor.