GEL–GİT’LER…

Yazan: Kamil Eryazar Yazmak ile yazmamak arası… Haydi yazmak da bir şey değil, ne de olsa işimiz harf işçiliği, sözcük ustalığı, yaşamımızın bir parçası… Suya da yazılmadığı kesin… Peki ya yazılanları, bir adadaki, umarsız yalnızlığın kıyısından, sonunun belirsi...

GEL–GİT’LER… (4 Aralık 2012)

Yazan: Kamil Eryazar

Yazmak ile yazmamak arası… Haydi yazmak da bir şey değil, ne de olsa işimiz harf işçiliği, sözcük ustalığı, yaşamımızın bir parçası…

Suya da yazılmadığı kesin… Peki ya yazılanları, bir adadaki, umarsız yalnızlığın kıyısından, sonunun belirsizliğini göze alıp, yine de bir umutla şişenin içine koyarak suya bırakır gibi, göndermek ile göndermemek arası… Her şeye karşın, duygu ve düşüncelerin paylaşıldıkça daha da anlam kazanacağı varsayımı… Belki etki-tepki, eleştiri, geri-besleme beklentisi ve her şeye karşın, yüreğinde yeşeren umut filizlerinin kurutulmaması…

Yazacağım her sözcüğü, kerelerce özdenetim süzgecinden geçirmek zorunda kalıyorum…

Azgın dalgalı ve sisli bir okyanusa benzeyen yaşantıdaki tüm çabalar, yaşam gemisinin batmadan ama karaya da oturmadan, güvenli bir limana demir atabilmesi için mi?..

Kaptanlık da zor işmiş doğrusu…

Bu arada, aklımla yüreğim, geminin içerisinde köşe kapmaca oynuyor. Akıl, yerinde duramayan, sabırsız, bitirim bir oğlan. Olan bitenin ayrımında, belki biraz da kıskançlıkla, “değmez!” diyor, “Duygusal döngü, yanılsama ve ruhsal doyumsuzluk sığınaklarında oyalanarak, varacağımız limana gecikiyoruz. Hava koşulları ne kadar çetin olursa olsun, rotamızdan şaşmamalıyız.”

Yürek ise, olgun ve kibar bir beyefendi : “Otur oturduğun yerde, acele etme! Hava biraz sakinleşsin hele…” Yürek bu, karaya ayak basmaya görsün, rahat duramamış olabilir mi yine! Burada da yabancıl bir güzele kaptırıvermiş olmasın gönlünü?… Yürek mi baskın çıkacak, akıl mı yoksa? Yürek baskın çıkarsa, sığındığı bu barınağı, bir limana dönüştürebilecek mi? Yok eğer akıl baskın çıkarsa, yürek bu uzun ve yorucu yolculuğa dayanabilecek mi? Son limana varılabilecek mi? Varılırsa acaba yine, yeni bir güzel karşısına çıkar mı orada da? Çıkarsa, öncekini unutturabilir mi? Bu durumda, aklın mı işi zor, yüreğin mi?..

Umutsuz yaşanır mı? Umutlarını yitirmeye başladığın anda, hayallerini de yitirmeye başlarsın ki, yaşamsal tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Seni yaşama bağlayan en temel ruhsal besinin umutların değil mi?…

Günlük yaşantıdaki sıkıcı işlere karşın, duygusal fırtınalar sonrası yaşanan gel – git’ler…

Ve sular çekildikten sonra geride bırakacakları… Belki değerli bir hazine, belki de sadece hüzünlü taşlar ve buruk yosunlar…