Teknoloji

3. Dünya Savaşı İnternet Üzerinde Yaşanacak!

KAMİL ERYAZAR Küresel internet ağı, hükümetlerin dijital şirketler, pazarlar ve kişisel veriler üzerinden reel-politik kontrol sağlamaya çalıştıkları sanal ama son derece gerçek bir savaş alanı haline geldi. Bu yeni tür reel-politik platforma ‘dijital-politik’ adı da ...

3. Dünya Savaşı İnternet Üzerinde Yaşanacak! (28 Nisan 2019)

KAMİL ERYAZAR

Küresel internet ağı, hükümetlerin dijital şirketler, pazarlar ve kişisel veriler üzerinden reel-politik kontrol sağlamaya çalıştıkları sanal ama son derece gerçek bir savaş alanı haline geldi.

Bu yeni tür reel-politik platforma ‘dijital-politik’ adı da veriliyor. Küresel piyasalardan, askeri stratejilere kadar pek çok önemli alanda ve düzeyde, devletler bu dijital-politik üzerinden yeni taktikler ve oyun planları oluşturuyor.

ABD, Çin ve Rusya gibi bazı büyük oyuncular, dijital-politikte de bu savaşın süper güçleri. Her ne kadar uzmanlaşmış insanlar yetiştirebilen, yazılımlar oluşturabilen ekonomik ya da nüfus olarak daha küçük devletler de belli düzeyde rekabet yeteneği elde edebilse de, reel-politik alanda var olan üstünlükler ve pazar büyüklüğü gibi etkenler, dijital-politik alanda da ana oyuncuları belirleyen faktörler oluyor.

AVRUPA DA DİJİTAL-POLİTİK AĞIRLIĞINI OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR

Geçtiğimiz ay, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris’te düzenlenen uluslararası İnternet Yönetim Forumu’nda çağrı yaparak, siber dünyada daha fazla güvenliğe, ilkelerin belirlenmesinde çoğulculuğa, insan hakları ve fikri haklarla ilgili daha sıkı düzenlemelere ve nefret suçlarına yönelik daha caydırıcı cezalara gereksinim olduğunu belirtti.

Özellikle devletlerce kullanılan ancak devlet dışı olan aktörlerden gelen hack saldırılarına yönelik yeni önlemler alınması gerektiğine vurgu yapıldı ve Macron “İnternet olması gerektiği şekilde yönetilemiyor. İnterneti organize etmek için yeni yollar bulmalıyız.” dedi.

Avrupa Birliği’nde de teknolojik normları değiştirmek ve yön vermek adına önemli girişimler gerçekleşiyor. Son olarak Genel Veri Koruması Düzenlemesi (GDPR) ile Avrupa vatandaşlarının verilerini ve sanal hareketlerini hedef alan yazılım, hizmet ve uygulamaların gücüne sınırlamalar getirildi.

AB’nin etkisi ekonomik gücü ve pazarı nedeniyle sınırlarının ötesine ulaşıyor. AB, tek bir devlet ve hükümet olmasa da, birliğin lideri olan Almanya ve Fransa gibi ülkeler bu şekilde dijital-politikte güçlü aktörler haline gelebiliyor. Örneğin İrlanda, dijital devlere sağladığı vergi kolaylıkları nedeniyle cezalandırılabiliyor ya da Facebook ve Google gibi şirketlere büyük para cezaları kesilebiliyor.

BATILI FİRMALAR, OTORİTER REJİMLERE AİT PAZARLARIN CAZİBESİ İLE KENDİ İDEALLERİ ARASINDA SIKIŞTI

9 yıl önce Çin’in taleplerini yerine getirmeyi reddettiği için Çin pazarından çıkan Google, geri adım atarak ‘Dragonfly’ adlı Çin için oluşturulmuş özel arama motoru oluşturduğunu duyurdu. Bu arama motorunda yapılan tüm aramalar, aramayı yapan kişinin verileri, cihazı ve telefonu ile eşleştirilebiliyor.

Google çalışanlarının ve Uluslararası Af Örgütü gibi sivil toplum kuruluşlarının buna yönelik tepkisi ve baskısı nedeniyle bu hizmet şimdilik askıda ancak Çin’in en büyük dijital firmaları dahi istediği noktaya getirebilmesi açısından önemli bir örnek.

Geçtiğimiz yıllar içerisinde, Çin kendi vatandaşları için ulusal arama motorundan yazışma (chat) programına, ulusal sanal alış-veriş sitesinden sosyal medya uygulamalarına kadar kontrolü elinde bulundurduğu ve istediği her alanda sansür uygulayabildiği dijital platformlar kurdu ve kurdurdu.

Bu platformları kullanmaya zorunlu kalan bir milyara yakın internet kullanıcısına sahip olan ülke nüfusu sayesinde bunu sürdürülebilir kıldı. Üstelik sürdürülebilir olmanın yanı sıra dünya çapında Google, Amazon ve Whatsapp gibi markalarla her açıdan rekabet edebilir güce ulaştırdı.

İNTERNET HEM SORUNLARI HEM DE ÇÖZÜMLERİ İÇERİYOR

Tüm bunlar bir tarafa, devlet ve hükümetler ne kadar uğraşırsa uğraşsın, internetin belli alanlarda kontrol edilemezliği aynı zamanda internete güç ve değer katan bir unsur. Çin ya da İran ne kadar isterse istesin, buralarda yaşayan insanlar VPN uygulamaları ya da Tor tarayıcılarla siber engelleri aşarak dış dünyaya ulaşabiliyorlar.

Ne var ki, aynı özgürlük penceresinden içeri internet korsanları (hacker), veri çalan ya da gözetleyen programlar, dezenformasyon yaymak isteyen sahte hesaplar, yaptırım ile karşılaşmadan nefret suçu işleyenler ve demokrasinin temeli sayılan seçimleri, referandumları ve politik tartışmaları manüpile edebilen oyuncular da giriyor.

Bunlardan bazıları devlet destekli, bazıları özel grupların çıkarları doğrultusunda hareket ediyor ancak sonuçta herkesin amacı aynı: dijital-politik üzerinden reel-politik güç elde ederek bu gücü her düzeyde kapitalize etmek.

GÜNÜMÜZÜN ‘DİJİTAL ÇİN SEDDİ’ AŞILABİLİR Mİ?

Tıpkı reel-politik stratejilerde olduğu gibi dijital-politikte de, Çin gibi oyuncular kendilerini korumak için dijital Çin Seddi çekip millileşme üzerinden ilerlerken, ABD gibi oyuncular açık kapı yöntemi ile evrenselleşme üzerinden yarattığı cazibe ile rakiplerini kendi oyun kurallarının geçerli olduğu alana çekmeye çalışıyor.

Kapalı ülkeler, kapılarını sadece batının zayıflıklarını değerlendirmek ve bir de kendi kuralları ile oynamayı kabul edecek batılı firmaları içeri almak için açarken, batılı ülkeler ve firmalar demokrasilerini ve rantabilitelerini kaybetmeden yönetim sistemlerini ve çalışma prensiplerini ihraç etmek istiyor.

Çin Seddi’nin inşa edildiği dönem ile bugün arasında ise elbette oldukça büyük farklar var. Hükümranlık sahaları artık çok daha iç içe girmiş karmaşık ve sofistike yapılar. Rejimlerin güçlerini kullanmak adına ellerinin altında çok daha fazla sayıda alternatif yöntemler var. Vergilendirme, düzenleme, gözetleme, yapay zeka algoritmaları, sanal hareketleri takip etme ve daha birçok yöntem ile internetin içeriği önemli ölçüde belirlenebiliyor.

İşte bu noktada büyük nüfuslara, ekonomik hacme ve piyasayı etkileme yeteneğine sahip süper güçler ön plana çıkıyor. Akıllardaki soru ise şu: Bu çekişmeyi, birey üzerinde sıkı kontrol sahibi otoriter oyuncular mı, yoksa bireylerine daha fazla güvenen ve kendi iktidarlarını riske sokmasına karşın onları daha özgür bırakan yönetimler mi kazanacak?

Kaynak: Euronews